5 Ekim 2015 Pazartesi

EMLAKTA SEÇİM ÖNCESİ – SEÇİM SONRASI Emlak, öyle bir değerdir ki kazanımı garantili, riski düşük ama bu kazancın ve kazanç süresinin bir o kadar da ülke ekonomisi ile ilintili olduğu bir kullanım değeri ve yatırım aracıdır. Devletin teşviklerinden yeni projelere imar planlarından en küçük bir revizeye kadar her hareket emlakın tetikleyicisi olabilir. En canlı örneğini özellikle son 3 (üç) yılda defalarca yaşadık. Dönemin Başbakanı şimdiki dönemin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yüzyılın Projesi olarak adlandırdığı Kanal İstanbul Projesi’nin -daha yeri netleşmeden- ismi bile sektörde fırtınalar estirdi, pek çok bölgede alım-satımın hızına projeler bile yetişemedi. Benzer şekilde üçüncü köprü güzergahı daha açıklanmadan yürütülen tahminler ilgili ilgisiz pek çok bölgede arsa-arazinin yanı sıra vasıfsız tarla fiyatlarını bile beşe katladı. Ve son canlı örneğini üçüncü tüp geçit projesinde yaşadık. İstanbul’un nispeten sakin olan son bölgelerini ateşlemekle kalmayıp özellikle sahil hattındaki ikinci el gayrimenkul fiyatlarının tavan yapmasına neden oldu. Tüm bunların gerisinde birbiriyle etkileşim halinde olan iki faktör var; Birincisi, devlet emlaktan gelen rantı fark etti ve bu sektörü teşvik eden kesintisiz olarak uygulanan yeni politikalarla destekleyerek kendi ekonomik gücünü planlı şehirleşme yolundaki imzasıyla bütünleştirdi. İkincisi sektörde ister Mütekabiliyet Yasası düzenlemeleri ister yabancı akını ister emlaka olan köklü ilgi isterse Kentsel Dönüşüm olsun emlakın sağladığı risksiz kazanç ve rantın başka hiç bir yatırım aracında bulunmaması, bunun insanımızdaki güven psikolojisi ile bütünleşmesi. İşte hep varolan ikinci faktörün etkisini çok iyi besleyen yeni politikalarla Türkiye nüfusunda her 5 (beş) kişiden birinin yaşadığı bir metropol oldu İstanbul. Keza Ankara, Bursa ve Adana başta olmak üzere pek çok ilde projelerle şehir merkezlerinin yanında yeni merkezler oluşturuldu. Doğruluğu yanlışlığı tartışılır ama kazancı ve ülke ekonomisine kattığı değer tartışılmaz. Değerlerin katlanarak büyüdüğü ve sadece konut satışında 1.100.000 sınırının egale edildiği bir sektör, elbette ki seçim sonucu ne olursa olsun yeni hükümetin listesinde de ilk sırayı alacaktır. Bu pastadan elde edilen gelir, baş lokomotif olarak tasarlanacak ve bunu geliştirici uygulamalar devreye girecektir. Seçim sonrasında yaşanacak en temel ortak gelişme şu olur: İktidar partisinin ilk işi yeni İstanbul’un sınırlarını hangi yöne ne kadar geliştirileceğinin net tespiti ve inşaat sektöründe yeni düzenlemeler. Zira kaynak belli ise kaynağın optimum kullanımına yönelik uygulamaların gözden geçirilmesi şarttır. Hele hele aynı iktidarın devamı söz konusu olursa emlak sektörü yıl sonunda en az %7 oranında büyüme gösterecektir.