10 Mart 2014 Pazartesi

EKONOMİYE GÜVEN DESTEĞİ GEREK!

Düşük faizli dış borçların yüksek faizli iç borçlanmayla kapatılma yoluna gidilmesi, Dolar ve Euro'nun yüzde 30'lara varan artışı ekonomide yeni bir krizin tehlike sinyallerini çaldırdı. Türkiye ekonomisi her 5 yüda bir bu dalgalanmayı yaşıyor. Krizin belirtileri aslında 5 yıl öncesinden görülmeye başlamıştı. 2008'de Amerika'da baş gösteren Mortgage krizinden tüm dünya piyasaları nasibini aldı. Dünya ekonomisini yönlendirebilecek güce sahip ve sarsılmaz görünen Amerikan ekonomisi geçtiğimiz yıl o derece stop etti ki moral aşılamak amacıyla devlet başkanının bizzat halka inerek piyasalara moral aşılamaya çalıştığı dönemler yaşandı. Küresel ekonominin altüst olduğu bu dönem Avrupa'yı da çok zorlu sınavlardan geçirdi, geçirmeye de devam ediyor. Borçların tavan seviyesine yükseldiği pek çok sektörden biri olan bankacılıkta çöküşler, birbiri ardına satın almaları beraberinde getirdi. Avrupa Birliği üyesi Yunanistan da ekonominin konkordato ilan etmesi krizin ne denli ciddi boyutlara vardığını bir kez daha gözler önüne serdi. Özetle kapitalist entegrasyonun 21. yüzyılda ulaştığı olağanüstü boyut, spekülatif sermayenin yıkıcı harekederi ve küresel borsaların enfekte edici etkisi krizin yayılmasını, yoğunlaşmasını ve derinleşmesini beraberinde getirdi. Türkiye'de de durum iç açıcı görünmüyor. Her ne kadar kriz yok gibi gösterilse de ekonomik göstergeler tam aksini işaret ediyor; tablo ortada... Bu daralma, gayrimenkul sektöründe de kendini belli ediyor. Proje yatırımcıları devletin atacağı net ve kararlı adımlan bekliyor. Bireysel alıcı ve yatırımcıyı da altüst eden bu gelişmeler gayrimenkul yatırımına olan inancı sarsamasa bile kararların askıya alınmasını beraberinde getiriyor. Bu nedenle üreticilerin olağan seyrinin çok gerisinde seyreden hareketlerden ötürü bekleme kararlan yerinde bir tercih. Bu dönemde yapılması gereken, devletin piyasaya ciddi müdahalesi ile gücünü göstermesi... Gerek makro ekonomiye güven aşılayacak yeni pakederle, gerekse 2013'teki hızıyla bir kez daha ekonominin lokomotifi olduğunu gösteren gayrimenkul sektörüne -en yoğun ivme kazandığı bahar dönemi öncesinde- yeni teşviklerle destek vermesi, hız kazandırması olacaktır.